Toplam Hit:1,599,462
Bugün:28 Dün:64

Üye girişi için
Üye olmak için
Ana Sayfa
Ödüllü Yarışma
Üye İşlemleri
Vahim Kaza
Mesaj Panosu
Balkan Türküleri(mp3)
Fotoğraf Albümü
BT Kronolojisi
Atatürk Evi(Selanik)
Sadık Ahmet
Tarihimiz
Bayrağımız
BT Haritası
BT Dernekleri
BT Marşı
Panayır Fotoğrafları
Biz Kimiz?
Programlar
İrtibat
Editör Girişi

YUNANİSTAN’DA İNSAN HAKLARI İHLALLERİ [ 2/2/2005]

Yunanistan’ın, devlet politikası haline gelen azınlıklara yönelik "etnik arındırma" uygulamaları, Yunan ırkçılığının bir göstergesidir. Diğer taraftan Yunanistan anti demokratik ve insan hakları ile bağdaşmayan yöntemlerini ülkesine sığınan mülteciler için de uygulamaktan geri kalmamaktadır.


Yunanistan AB üyesi bir ülkedir. Bu bağlamda Azınlıkların temel hak ve hürriyetlerinin korunması konusunda kendisine önemli ödevler düşmektedir. Yunanistan bu konuda çeşitli dönemlerde hem iç hem de dış kamuoyundan gelen tepkileri üzerine çekmektedir.


- Bir süre önce Midilli Loutra Köyü Yerel Kurulu'nun bir kararıyla yaklaşık 150 Arnavut'un köyden şiddet kullanarak kovulması olayına ilişkin Profesör Kostas Zoras şu çarpıcı açıklamayı yapmıştır;


"Şiddet tehdidi altında Midilli’nin Loutra Köyü’nden 150 Arnavut'un kovulması yüzünden demokratik ve bilimsel görevim nedeniyle şunları vurgulamak istiyorum.


1. AB ve Avrupa Para Birliği üyesi tam bir yasal statü altında yaşayan göçmenlerin şiddet tehdidi altında kitle halinde kovulması kabul edilmesi imkansız bir olaydır. AB çerçevesindeki kurumlarda (Avrupa Parlamentosunda) sürmekte olan insan haklarına ilişkin görüşmelerde (nice temel insan hakları bildirisinde) ayırım yapılmaması, yani "farklı" vatandaşın, azınlığın, göçmenin, yabancının kişisel güvenliğinin korunması temel bir konu oluşturmaktadır.


2. Midilli’nin Loutra köyünde meydana gelen olaylarla şahsen Başbakan ile Kamu Düzeni Bakanı uğraşmalıydı. Resmen açıklanmış tehditlerden sonra, şahsi emirleri üzerine polisler bu vatandaşların korunmasını üstlenmeliydi. Avrupa'daki çağdaş faşizmin ültimatomu, icraatta reddedilmeliydi. Başkan Kennedy Alabama Üniversitesine ilk siyah öğrencilerin kaydedilmesini federal orduyu kullanarak kabul ettirdi. Gerçekten çağdaş ve demokrat olan politikacıların görevi budur.


3. Mahkeme tarafından alınan herhangi bir karar bilimsel ve toplumsal eleştiri konusu yapılabilir. Bunu bugün yapabilmemiz Avrupa kültürümüzün bir başarısıdır. Bu hakkımız hukuksal yönetimin demokratik açıdan yasal sayılmasının temelini oluşturuyor. Ancak hakimin, toplumun hak ve adalet üzerindeki duygularına karşı da bağımsız olması gerekir. Hakimlerin boyun eğmesini arzulayan herhangi bir toplumsal güç, ekonomik ve siyasal çıkarlar kadar tehlikeli olabilir."


- Haftalık Athens News Gazetesi’nin 21-27 Haziran 2002 tarihli sayısında "Avrupa, İnsan hakları ve yanlışlar konusunda Yunanistan'a bastırıyor" başlığı altında yayınlanan bir haberde, özet olarak,


Avrupa Akdeniz İnsan Hakları Kuruluşu (EMRHN)’nun, 15 Haziran'da Yunan makamlarına iki sayfalık mektubunda "Yunanistan'a ulaşan veya Yunanistan'da mülteci veya göçmen olarak yaşayan ve sınırdışı için gözaltına alınan yabancılara yönelik ciddi ve yoğun bir insan hakları ihlalinin dile getirildiği, sözkonusu mektubun, "Yunan Helsinki Monitör", "Uluslararası Af Örgütü", "İşkenceye Karşı Uluslararası Organizasyon" (OMCT) dahil olmak üzere 45 NGO tarafından imzalandığı,


Bu girişimin, ABD’nin yayınladığı ve Yunanistan'ı insan kaçakçılığını önleme konusunda yetersiz bulan raporundan sonra Yunanistan'ın insan hakları sicili için önemli bir eksi puan olduğu",belirtilmiştir.


-2002 Kasım ayı ikinci haftası itibariyle Yunanistan'ın Selanik Kenti'nde kısa adı "EBLUL" olan ve Avrupa Parlamentosu'na bağlı olarak hareket eden bir temsilcilik faaliyet göstermektedir.


"Avrupa azınlık dillerinin kısıtlı kullanımı" konusunda çalışmalar yürüten bahse konu temsilciliğin merkez ofisi Belçika'nın başkenti Brüksel'dedir. Yunanistan'da yaşayan etnik azınlıkların ana dillerinde eğitim yapabilmesi konusunda çalışmalar yürütmektedir.



"EBLUL"e göre Yunan hükümeti azınlık dilleri konuşan insanların sayısı hakkında bir fikre sahip değildir. Azınlık dilleri konuşanların sayıldığı tek nüfus sayımı 1951 tarihlidir.


Bu göz ardı edilen dillerin kötü durumlarını ortaya çıkarmak için "EBLUL" ilk konferansını Yunanistan Selanik'te gerçekleştirmiştir.

"EBLUL" Başkanı Bojan Brezigar;


"Kibar bir şekilde, Yunanistan dil konusundaki çeşitliliklerin tanınması konusunda Avrupalı ortaklarının seviyesine ulaşamamıştır. Örneğin Makedon azınlık konusundaki durum çok vahimdir. Bulduğumuz durum tahmin ettiğimizden çok daha kötüdür. Çünkü bu dilin konuşulduğu bazı bölgelerde bu dilin bütünüyle konuşulmasına izin verilmemektedir. Ziyaret ettiğim bir bölgede Makedon şarkılarının söylenmesi bile yasaktı"

açıklamasında bulunmuştur.


-Avrupa Parlamentosu tarafından, bazı Avrupa Birliği üyesi ülkelerde mültecilere ve azınlıklara işkenceye varan uygulamalar yapıldığı, işkence ve kötü muameleye en fazla rastlanılan iki üye ülkenin ise Yunanistan ve İngiltere olduğu belirtilmiştir.



AP tarafından her yıl yayınlanan AB'nde temel haklar raporunda üye ülkelerin bir kısmında, hapishane şartlarının insanlık dışı olduğu ve bu kötü şartların çoğu ülkede işkenceye kadar vardığına dikkat çekmiştir.


AP’nin hazırladığı raporda, AB hapishanelerinin kalabalık olması, binaları eski ve yetersiz sağlık hizmetlerinin yanı sıra tıbbi tedavinin de çok kısıtlı olarak sunulduğu belirtilmektedir. Mezkur raporda özellikle iki üye ülke kötü muamele ve işkence konusunda eleştirmektedir. Yunanistan ve İngiltere’de mültecilerin ve azınlıkların büyük risk altında olduğu vurgulanmaktadır.


-Eleftherotipia Gazetesi’nin 07 Şubat 2001 tarihli sayısında "broşür dağıtıyordu, mahkum ettiler" başlığı altında yayınlanan bir haberde,"Helsinki antlaşmaları Yunan Gözlem Evi (Elliniko Paratiritirio Simfonion Tu Elsinki-Epse-Arumanik (Ulah) Kültür Cemiyeti (Eteria Arumaniku Vlahiku Politismu) üyesi Sotiris BLETSAS’ın, az yaygınlaşmış diller Avrupa yarı resmi broşürlerini (İmiepisimo Evropaiko Grafio Ligotero Diadedomenon Glosson) dağıtması nedeniyle mahkum edilmesinin ifade hürriyetinin karanlıkçı ve mutlak şekilde ihlali" olarak nitelendirilmiştir.


Sotiris Bletsas, 02 Şubat 2001 tarihinde YDP Milletvekili Evgenios Hitidis’in dava açması üzerine yalan haber yaymaktan 15 ay hapis ve 500.000 Drahmi para cezasına çarptırılmış, iddia şahitleri ise Ulah dilinden Azınlık dili olarak bahsedilmesinin Ulahlar aleyhinde propaganda teşkil ettiği kanısında olduklarını belirtmişlerdir. Broşürde Yunanistan'da azınlık dilleri olarak Ulahça (Arumonik), Arnavutça, Makedonca, Pomakça ve Türkçe belirtilmiştir. Epse, ilgili açıklamasında Yunan makamlarının söz konusu broşürün yazarları ve aralarında AB'nin Avrupa temsilciliği de bulunan dağıtıcıları hakkında neden kovuşturma başlatmadığını sormakta, bundan başka, Yunanistan'dan azınlıklara karşı din ayrımını terk etmesini milli ve dil azınlıklarının mevcut olduğunu, bölgesel veya azınlık dillerine dair Avrupa tüzük şartını (anayasasını) kabul etmesini ve 1997 yılında imzalanmış olduğu milli azınlıkların korunmasına dair çerçeve sözleşmeyi onaylamasını istemiştir" denilmektedir.


Konu ile ilgili olarak aynı gazetenin 27 Şubat 2001 tarihli sayısında ise "azınlık dillerine ilişkin kitapçık için uluslararası af" başlığı altında yayınlanan bir haberde, "Uluslararası Af Örgütü (Yunan heyeti), Adalet Bakanı Mihalis Statthopulos’abir mektup göndererek, Sotiris Bletsas ile ilgili konunun yeniden gözden geçirilmesini, azınlık dilleri hakkında yayımlanan bir kitapçığa ilişkin olarak "yalan haber yayma" gerekçesiyle Bletsas'a karşı yapılan ithamların geri alınmasını istediğini, Uluslararası Af Örgütü Yunan heyetinin ayrıca, ceza kanununun 191. maddesinin değişmesini ya da iptalini talep ederek, böylece "ifade özgürlüğüne karşı bu maddeden yararlanılarak ceza verilemeyeceğini" vurgulamıştır.

Yukarıdaki çarpıcı örneklerde de görüldüğü gibi azınlıklara ve mültecilere yönelik uygulamaları ile uluslar arası kamuoyunun gündeminden düşmeyen Yunanistan’ın önümüzdeki dönemde de bu kötü alışkanlıklarını sürdüreceği gözlenmektedir. Yunanistan’ın ülkesinde bulunan etnik azınlıklara yönelik mevcut politikası incelendiğinde bu kanıya varmanın tesadüf veya kehanet olmayacağı net bir şekilde ortadadır.


Yunanlılar, Batı Trakya’da yaşayan Türklerin, Yunanlı Müslümanlar, Makedonların Kuzey Yunanistan’a göç etmiş Slavlar olduklarını iddia etmektedir. Ulah ve Arnavutların da Azınlık olarak kağıt üzerinde özgürlükleri ve hakları mevcut olsa da bu iki azınlık Yunan toprakları üzerinde zor günler yaşamaktadır.


Yunanistan’da, hakları uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınan azınlık sadece Batı Trakya Türk Azınlığı değildir.


Yunanistan’daki bütün azınlıkların 1920 "Yunan Sevr Anlaşması"na göre, kendi dillerinde eğitim yapma ve ibadet edebilme hakları vardır. Ancak Yunan Yönetimleri Azınlıklara verdikleri bütün hakları çoğu zaman kuvvet kullanarak ellerinden almışlardır.


Yunanistan’ın azınlıkları asimile edip Yunanlaştırma politikası, kendisine sorun yaratmaktan başka hiçbir işe yaramamaktadır. Azınlıklar üzerindeki baskısı arttıkça bu kökenleri farklı insanlar Yunanistan’dan kopup, uzaklaşmaktadırlar.


Bu çerçevede Yunanistan’daki çeşitli etnik grupları incelemekte fayda görülmektedir.



Yunanistan, Batı Trakya’daki Türk varlığını 1950’li yılların başından beri inkar etmekte, özbeöz Türk olan bu insanları, dünyaya "Yunan Müslümanları" olarak tanıtmaktadır. Bu politika çerçevesinde, Yunan mahkemeleri, Türk Öğretmenler Birliği, İskeçe Türk Birliği teşkilatlarının "Türk" kelimesini kullanmalarını yasaklamış, 1991 Nisan ayında da Yüksek Mahkemenin 1729/1987 sayılı kararıyla da isimlerinde "Türk" kelimesi bulunan derneklerin kapatılması onaylanmıştır. 1999’a gelindiğinde Yunanlılarla, Batı Trakya’da yaşayan Türkler arasında mücadele ciddi boyutlara varmış, Türk olduklarını iddia edenler hapsedilmiş, mallarını kaybetmiş ve işsiz kalmış, çeşitli bahanelerle vatandaşlıktan çıkarılmışlardır.


Vatandaşlıktan çıkarılanlar arasında, akrabalarını ziyaret etmek veya seyahat amacıyla Yunanistan dışına çıkan kişilerin çoğunluğu teşkil etmesi ise diğer bir ilgi çekici noktadır. AB üyesi Yunan vatandaşı olarak çalışmak için Avrupa’ya giden Türkler de vatandaşlıktan çıkarıldıkları gibi, Avrupa’da bulundukları ülkeden sınır dışı edilmeleri için ilgili makamlara da durum bildirilmektedir. Yunan makamları kaç Batı Trakya Türkünü vatandaşlıktan çıkarttıklarına dair bilgi vermekten kaçınmalarına rağmen, bunların sayısının 2000-2500 arasında olduğu sanılmaktadır.


Yunan Yönetimi Batı Trakya Türklerini asimile etme politikasının başarısız olması neticesinde, azınlığı kendi içinde bölme taktiğine başvurmuştur. Suni olarak bir Pomak, Çingene kültürü yaratmaya çalışan Yunanistan, azınlığı Türk, Pomak, Çingene olarak bölme çalışmalarını aralıksız sürdürmektedir. Bu faaliyetlerini gerçekleştirmek için, AB fonlarından istifade etmeyi de ihmal etmemektedir.


Lozan antlaşmasın çerçevesinde, Batı Trakya Türklerine müftülerini özgür iradeleriyle seçme hakkı da tanınmıştır. 1990 yılı sonuna kadar, müftüler cemaat tarafından seçilmiştir. Ancak bu uygulama keyfi bir kararla iptal edilmiş, Gümülcine ve İskeçe müftülüklerinin başına, Yunanlı yöneticilerin tayin ettiği ve azınlık tarafından onaylanmayan müftüler getirilmiştir.


Resmi kayıtlara göre, Lozan Andlaşması imzalandığında, Batı Trakya’daki toprakların %84’ü Türklere aitti. Yunanistan’ın sürdürdüğü politika sonunda şimdi Türklerin elinde kalan toprak oranı %25’e düştü. Yönetim, asırlarca Türklere ait bulunan en değerli arazilere Üniversite, hapishane, Askeri tesis kurma bahanesiyle hiçbir hak tanımadan el koydu.


Vakıfların, yönetim ve denetim hakkını azınlığın elinden almakla yetinmeyen Yunan Yönetimi, Vakıflara ait gayri menkulleri adeta yağmalamıştır. Örneği Gümülcine’de bir zamanlar Mezarlık olan 21 dönümlük bir alan, şimdi Savaş müzesi haline getirilmiştir.


Camilerin onarılmasına izin vermeyen Yunanlılar, Türklere ait mezarlıklara da saygısızca davranmaktadır.


Yunanistan’ın Batı Trakya Türkleri’ni asimile politikasının diğer bir hedefi de "eğitim" konusudur. Lozan Andlaşmasının 40. Maddesi, Müslüman Türk azınlığa masrafları kendilerine ait olmak üzere ana dilinde eğitim yapacak öğretim kurumları kurmak hakkını tanımaktadır. 41. Maddesi ise, Yunan hükümetine, Müslümanların çoğunlukta bulundukları bölgelerde ilkokul eğitimi yapacak Türk çocukları için okullar açılmasını öngörüyor. Oysa Yunanistan, 1976 ve 1977’de çıkardığı iki kanunla Türk okullarını kendi gözetimine almış, okullara kendi politikası doğrultusunda yetiştirdiği Selanik Pedagoji Akademisi mezunu öğretmenleri atamış, azınlık mensubu formasyonlu öğretmenlere görev vermemiştir.


Yunanistan’da kendisine uluslararası antlaşmalarla tanınan bütün hukuki haklara rağmen yok edilmek istenen Batı Trakya Türkleri varlıklarını sürdürebilme mücadelesine devam etmektedir.



Bunun dışında Yunanistan, yasama tedbirleri ve mahkeme kararları yoluyla, Makedon etnik azınlığın acımasızca asimile edilmesi politikası gütmektedir. Makedon dilinin ve alfabesinin kullanımı yasaklanmıştır.


Makedon azınlık, Yunan devletinin, milliyetsizleştirme, ve asimilasyon yönündeki kararlılığı ve bilinçli politikalarının kurbanı oldu. Yunan Devleti, kontrolündeki tüm olanak ve araçları (ordu, kilise, basın, kültür, kurum ve dernekle v.b.) Elenleştirme davasını ileriye götürme amacına yönelik olarak kullanmış, kişisel ad ve soyadlarını "Yunanlılaştırmaya" vardıracak kadar sürdürmüş, bu kapsamda Makedon kökenlilerin ad ve soyadlarını, Yunan ad ve soyadlarıyla değiştirmiştir. Özel olarak hazırlanan ve Yunan resmi gazetesinde yayımlanarak yürürlüğe giren bir yasa ile şehir, köy, nehir, dağ v.b.’nın Makedonca olan adları değiştirilerek, Yunanistan’daki mevcut bütün Makedon unsurlar göz ardı edilmeye çalışılmıştır.


Yunanistan’da iç savaş yıllarında (1946-1949) Kralcı kuvvetler, Kuzey Yunanistan’da yaşayan Makedon kökenli Yunanlıları Komünist asiler olarak ilan ederek onlara karşı korkunç bir soykırım başlatmıştı. Oysa asi oldukları iddia edilen Makedonlar Alman işgali sırasında Nazilere karşı yiğitçe savaşmışlardı. Bu yıllar arasında Ege Makedonyası’nda yaşayan 16 bin kişi öldürülmüş, 440 kadın ve kıza tecavüz edilmiş, 120 bin kişi toplama kamplarında işkence görmüş, yüzlerce kişi işkencelere dayanamayarak akli dengesini kaybetmiş, 1291 ev kundaklanmış, 80 köy yağmalanmış ve binlerce kişi evlerini terk etmek mecburiyetinde kalmıştır. Bu olaylar üzerine Makedon halkı kendisini bir soykırımdan korumak için Yunan Yönetimlerinin şoven politikalarına karşı örgütlü ve silahlı direnişe geçmiştir.


Yunan Kralcı Kuvvetleri, Amerikalı ve İngilizlerin verdiği hava desteğiyle Makedonların üzerine ölüm yağdırmaya başlayınca 28 bini çocuk, 30 bin Makedonyalı, Doğu Avrupa Sosyalist ülkelerine (Arnavutluk, Bulgaristan, Doğu Almanya, Yugoslavya, Polonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Macaristan, Çekoslovakya) sığınmak zorunda kalmışlardır. Yurt dışındaki Makedon siyasi mültecilerin sonradan ülkelerine dönüp yerleşmeleri yasaklanmıştır.


ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 1998’de hazırladığı Yunanistan’daki azınlıklar raporunda şöyle denilmektedir:


"Makedon azınlık hala Yunan Hükümeti’nce tanınmamakta, bunun neticesinde de çeşitli tacizler ve ayrımcılıklarla karşı karşıya kalmaktadır. Bunlara kültürel ifadeye getirilen kısıtlamalar, dernek kurma özgürlüğü ihlalleri, siyası parti "Gökkuşağı"nın taciz edilmesi, etnik Makedonyalıların ve Yurtdışında yaşayan eski Yunan yurttaşlarının Yunanistan’a girişlerinin engellenmesi ve yurttaşlık meseleleri dahildir.



24 Haziran 1996 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, Makedon Kültür Evi adlı derneğin kurucuları tarafından Yunanistan aleyhine iletilen şikayeti haklı buldu. Bunlar 1990’dan bu yana derneklerinin tescilini reddeden Yunan mahkemelerinin kararlarını tüm düzeylerde sorgulamak istiyorlardı. Yunanistan’daki Makedon azınlık aleyhine ayrımcılığı içeren bir dava ilk kez Avrupa Mahkemesine ulaştı ve haklı bulundu. Yunan devleti, Yunanistan’da böyle bir azınlığın bulunmadığını öne sürerek, başvuru sahiplerinin iddialarını çürütmeye teşebbüs etti."


Yunanistan’daki Makedon azınlık da, Batı Trakya Türkleri gibi asimile edilmemek için mücadelelerini sürdürmektedirler.

Makedon varlığının, Yunanistan tarafından inkarı yeni bir mesele değildir. Tarih boyunca Yunan devleti Makedonya’yı ve Makedonları hep inkar etmiş, yok saymış ve asimile ederek topraklarından silmeye çalışmıştır.


Yunanlı yöneticiler, Makedon milliyetçiliği, yurtseverliği ve kültür değerlerine ilişkin tüm göstergeleri yok etmeyi amaçlayan politikalar ürettiler. Bu politikalar, zoraki ihraçlar, sözde gönüllü nüfus mübadeleleri, sömürgeleştirme, sosyal ve ekonomik ayrımcılık., zorla yurttaşlıktan çıkarma ve eğitim sistemleriyle, siyasi ve entelektüel yaşamının tümüyle kontrol edilmesi şeklinde uygulanmaya devam etmektedir.


Yunanistan toprakları içinde ezilen ve yok edilmek istenilen bir diğer azınlık da Arnavut kökenlilerdir. Yunanistan Batı Trakya Türklerini, Makedonları ve Ulahları olduğu gibi Arnavutları da asimile etmek için üzerlerinde akıl almaz baskılar uygulamaktadır. Oysa bugün Yeni Yunanlılar olarak tanınan ve kadim Yunan soyundan geldiklerini iddia ederek dünya kamuoyunun sempatisini ve hayranlığını toplamaya çalışan Yunanlıların tümü, Makedon, Arnavut, Ulah ve Anadolu kökenlilerden oluşan bir harmandır.


Farklı kökenli insanlardan oluşan Yunanistan’ın aydınları artık "Yunan Gerçeğinin" ne olduğunu kaynağından öğrendikleri için kökenlerine inmeye ve bunu araştırmaya başlamış bulunuyorlar. Bu da Yunan kilisesini ve şovenist çevreleri ve özellikle Devlet yöneticilerini sinirlendiriyor ve baskılarını daha da arttırmalarına neden oluyor.


Yunanistan’da yaşayan Arnavut azınlığı, Attiki, Mora, Korinthos, Viotia, Fokiada, Hidra, Speçes, Psara bölgelerinde yaşayan Ortodoks Arvanitesler ile Yunanistan’ın Batısında bulunan Yanya ve civarındaki illerde yaşamış olan Müslüman Çameryalılardan oluşmaktadır.


Arnavut asıllı Ortodoks Arvanitesler de, Yunan yönetimleri tarafından köklü bir asimilasyon politikasının hedefi olmuşlardır. Anadil olan Arnavutça’nın toplum içinde konuşulması yasaklanmış, Arnavut yer isimleri Yunan yer isimleri ile değiştirilmiştir.


Çamerya’da yaşayan Arnavutların durumu 1936’da Ioannis Metaxas Hükümeti’nin iktidara gelmesiyle daha da kötüleşmiş, demografik yapıyı değiştirmek amacıyla bölgeye başka bölgelerden toplanan insanlar taşınmış, Arnavutların yaşadıkları yer isimleri Yunanca olarak değiştirilmiş, tutuklamalar, sınır dışı etmeler, mal müsadereleri ile bir zulüm politikası izlenmiştir.


Çamerya Arnavutlarına karşı etnik temizliği amaçlayan soykırım hareketi 27 Haziran 1944’de başlamıştır. General Napolyon ZERVAS kumandasındaki EDES çeteleri tarafından 2900 yaşlı ve genç erkek, 214 kadın, 96 çocuk katledilmiş, 745 kadın tecavüze uğramış, 76 kadın kaçırılmış, 3 yaşından küçük 32 çocuk kılıçtan geçirilmiş, 5.800 ev ve ibadet mekanı yakılıp yok edilmiştir.


Yunanistan’ın baskılarına dayanamayıp başka ülkelere kaçan Çamerya Arnavutlarının sayısı 130 bin olduğu hesaplanmaktadır. Bunlar Yunanistan’ın gasp ettiği mülklerini geri almak için "Çamerya Derneğini" kurmuşlardır. Bu dernek 1995 Ocak ayında "Birleşmiş Milletler Temsil Edilmemiş Halklar Örgütü"ne üye olarak kabul edilmiştir.



Yunanistan’ın Kuzeyinde Makedonya ile Bulgar sınırında, Ulah azınlığı yaşamaktadır. Bu azınlığın bir kısmı, "Megleno-Romence" bir kısmı da, "Aromence" dilini konuşmaktadır. Resmi nüfus sayımında belirtilmeyen Ulahların Yunanistan’daki sayısının 250-300 bin arasında olduğu tahmin edilmektedir.


Orta Çağ’da, Ulahlar Büyük Eflak’ta (Tesalya ve Güney Makedonya’da) ve 11. Ve 12. Yüzyıllarda Küçük Eflak’ta (Etolya-Akarnanya ve Güney Epir) kendi devletlerini kurdular. Daha sonra "İkinci Bulgar Krallığı" ve "Ulah ve Bulgar Krallığının" temelini oluşturup yönetimine katkıda bulundular. Bu devlet daha sonraki aşamalarda, "Büyük Eflak" devletinin parçası oldu. 14. Yüzyılda, krallık yıkılarak özerk bir bölge konumuna düştü. Bunu izleyen yaklaşık dörtyüz yıl , Ulahlar, Osmanlı İmparatorluğu altında, Yunanlıların egemen olduğu Ortodoks cemaatine dahil oldular.


19. Yüzyılda Türklere karşı ayaklanan Ulahlar, Yunan isyanı sırasında (1821-1828) Yunanlıların saflarında yer aldılar. 1881’de Ulahların çoğunlukta olduğu, Thesalya, Yunanistan tarafından ilhak edildi.


Yirminci yüzyılın başlarında, Osmanlılar, Ulahları ayrı bir cemaat olarak tanıdılar ve kendi kiliselerini kurmaya izin verdiler. Daha sonraki yıllarda Ulahların nereye bağlı olduğu tartışması çıkınca, Ulahlar karşılarında Yunanlıları buldular. Makedonya ve Epir’deki Yunan çeteleri Ulahlara saldırdılar, okullar yakıldı, insanlar öldürüldü, kültürel benlik arayışları silah zoruyla bastırıldı.


Balkan savaşlarından sonra, Ulahlar kendilerini dört ayrı devlete (Arnavutluk, Sırbistan, Yunanistan ve Bulgaristan) bölünmüş vaziyette buldular. Arnavutluk’un, İtalyan işgalinde Korice bölgesinde özerk bir Ulah devleti kurma çabası başlamadan bitti. Yine de Yunanistan Ulahları bir azınlık olarak tanıdı. Ulahların kendilerine yakın hissettikleri, Romanya ve Yunanistan arasında varılan Bükreş anlaşması sonucu Romanya’nın yardımıyla açılan Ulah okulları II. Dünya Savaşı sonuna kadar faaliyette bulundular. Bu tarihten sonra, Romanya’daki komünist rejimin Ulah azınlığı gözden çıkarması ile bu yardımlar kesildi. Ancak bu okullar, Yunan devletinin, fiziki şiddete varan baskıcı politikaları nedeniyle kapanıp gitti.



Yunanistan’ın Ulahlara karşı uyguladığı baskıcı politika bu toplumun asimile edilmesine yolu açtı. 1936-1941 Metaksas diktatörlüğünde, Yunan devletinin Ulahlara ve dillerine yönelik eritici ve baskıcı politikası doruk noktaya ulaştı. Asimilasyona direnenler de, artık anavatan olarak görmeye başladıkları Romanya’ya göç ettiler.


Savaş sonrasında, bağımsızlık yönünde yapılan iki girişimin, Yunanistan’ın bu azınlığa yönelik kuşkularını ve baskılarını daha da arttırması sonucu, asimilasyon daha da geniş boyutlu olarak devam etti. Günümüzde de bu süreç devam etmektedir.


Yunanistan’ın yurtdışında yaşayan Yunanlılara ve Elen soyundan geldiğini iddia ettiği diğer unsurlara gösterdiği ilgiyi, topraklarında yaşayan etnik unsurlara göstermemekte direnmesi, hatta bu grupları asimile ederek Elenleştirmek amacıyla gösterdiği gayretleri göz önünde bulundurduğumuzda, insan hakları kuruluşlarının, özellikle de Yunanistan’ın üyesi bulunduğu AB’nin tepkisizliği karşısında ne söylemek gerektiğine karar vermek oldukça zor gözüküyor.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


© 2002-2009 BATITRAKYALILAR.Sitenin İçeriği İzinsiz Kullanılamaz.Sitedeki haber ve Editör yazılarının sorumluluğu yazarına aittir.